Soğan kanseri önler

Soğan neye iyi gelir? KANSERE !
Özel Batman Dünya Hastanesi`nde görev yapan Diyetisyen Kübra Akın, kanseri önlemek için kuru soğan tüketilmesi önerisinde bulundu.

Diyetisyen, soğanın antibiyotik özelliğinin yanında, kan şekerini düzenleyici etkisi olduğunu, özellikle şeker hastalarının yemek ile birlikte soğan yiyebileceklerini, soğanın karaciğer ve bağırsakları da temizlediğini belirterek; “Mide mukozasındaki bezlerin salgısına uyarıcı etki yaptığı için iştah açıcı yönü de vardır. Bronşit öksürük, boğaz iltihabı için etkilidir. İlaç sanayiinde balgam söktürücü olarak soğanın içindeki cystein maddesi kullanılır” dedi.

Soğanın C vitamini açısından çok iyi bir kaynak olduğunu ifade eden Diyetisyen Kübra Akın, “Araştırmalar taze soğanın HDL dediğimiz iyi kolesterolün seviyesini arttırdığını göstermiştir. Yüksek kan basıncını önler. Damarların genişlemesini sağlar. Kanserden koruyucu etkisi vardır. Çok iyi bir antioksidandır. Vücutta tümör ve benzeri zararlı oluşumların oluşmasını engellemede yardımcıdır. Kansere karşı koruyucudur. Zengin içeriğinden dolayı güç ve sağlık veren bir besindir. Soğanda bol miktarda A, B ve C vitaminleri, fosfor, iyot, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler bulundurur. Antibiyotik özelliği gösterir. Kan şekerini düzenleyici etkisi vardır. Özellikle şeker hastaları yemekle birlikte tüketebilirler. Karaciğer ve bağırsakları temizler. Mide mukozasındaki bezlerin salgısına uyarıcı etki yaptığı için iştah açıcı yönü de vardır” dedi.

SOĞAN KOKUSUNA NE İYİ GELİR? MAYDANOZ !

Soğan kokusundan rahatsız olanlar, kokuyu önlemek için maydanoz tüketsin. Birçok insan soğanı kokusundan dolayı yemekten kaçınır. Ağzın kokmasını engellemek için soğan yedikten sonra muhakkak çiğ maydanoz ağızda iyice çiğnenmelidir. Soğandaki kükürtlü bileşenler ısıyla parçalandığı için çiğ tüketilmelidir. Soğan doğrandıktan sonra en geç 30 dakika içinde tüketilmelidir. Soğanın hava ile temas etmesi içerdiği faydalı maddelerin kaybına yol açar ve geç tüketilmesi midede gaz, ekşime ve ağrılara sebep olabilir” dedi.

Bitkilerle Tedavi Yöntemleri ve Şifalı Bitkiler Sözlüğü (e-kitap)

Bitkilerle tedavi yöntemleri isimli e-kitap

Arkadaşlar yüzlerce şifalı bitkilerin tıpta kullanımı ve resimli açıklamalarını içeren bu kitabı sizlerle paylaşıyorum, umarım işinize yarar…

turbobit.net/j7xt5w1iud4t.html

Not: Kitabı indirmek için yukarıdaki linki adres satırına kopyalayıp yapıştırınız.

Defne, Defne Çayının Tedavi Ettiği Hastalıklar

DAFNE – DAPHNE MEZEREUM

Diğer İsimleri : Mazeriyon-Dul aptal Ağacı

Kullanılan Kısımları : Ağaç kabukları

Kullanıldığı Yerler:

Dahilen Kullanılışı: İdrar artırıcı, terletici ve müshil olarak kullanılır.

Kullanılışı: 1 bardak suya, 2 gr ufalanmış kabuk konur, 10 dk kaynatılır, balla tatlandırılır, günde 1-2 bardak içilir. Doz aşımı tehlikeli zehirlenmeler yapar. Dahilen kullanılması tavsiye edilmez.

12 adet meyvesi bir insanı öldürmek için kafidir.

Haricen Kullanılışı: Ağaç kabukları toz haline getirilir, merhem yapılır romatizma ve zona hastalığının tedavisinde kullanılır, şifalıdır.

Defne Çayında Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler:
Defne ağacı, Tarçın, Kahve, Hatmi çiçeği, Bal

Defne Çayının Hazırlanış Şekli:

* Tarçın kabukları ve kavrulmamış kahve çekirdeği ha­vanda dövülerek ezilir.

* Üç tutam defne yaprağı, bir tutam hatmi çiçeği suda on dakika kaynatıldıktan sonra bal ile birlikte iki tutam da tarçın tozu karıştırılarak demleme hazırlanır.

Elde edilen demleme, yemeklerden sonra bir bardak içilir.

* İştahı açmakta, hazmı kolaylaştırmakta defne çayı­nın etkin yararları vardır. Defne çayı aynı zamanda, kan dolaşımını da düzenler.

Ms Hastalığı Tedavi Edilebiliyor

Bugün Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir habere göre Multiple Skleroz (MS) hastalarını büyük bir müjde bekliyor.

MS hastalığında yüzde 70 iyileşme sağlandı

Dünyada ilk kez Multiple Skleroz (MS) gibi otoimmun hastalıkların kemik iliği kaynaklı kök hücrelerle tedavi edilebileceğini kanıtlayan Chicago Northwestern Üniversitesinden , “Hastalar, tedaviden sonra, hiçbir ilaca ya da desteğe gereksinim duymuyor, sağlıklı bir insan gibi yaşıyor” dedi.

Sapanca’da düzenlenen 1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi’ne katılan Prof Dr. Burt, MS’in kök hücre uygulamasıyla tedavisindeki son çalışmaları hakkında bilgi verdi. Burt,MS’in, otoimmun hastalık olarak adlandırıldığını, hastanın kendi bağışıklık sistemine ait hücrelerin, bilinmeyen bir nedenle kişinin kendi hücrelerine saldırdığını söyledi.

Prof. Dr. Burt, kök hücre uygulaması konusunda 10 yıldır çalıştığını, hastalığı kök hücreleriyle tedavi edilebilmek için önce hayvanlarda daha sonra da birçok hastada bunu denediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bugüne kadar felçli durumdaki 200′den fazla MS hastası, kök hücre yöntemiyle tedavi edildi. Hastalar, tedaviden sonra, hiçbir ilaca ya da desteğe gereksinim duymuyor, sağlıklı bir insan gibi yaşıyor. Tedavide yüzde 60-70 gibi bir başarı sağladık. Yaptığımız iş, bilgisayarı resetlemek gibi bir şey. Önce hastanın kemik iliğinden kök hücre alınıyor, sonra bağışıklık sistemi tamamen yok ediliyor. Ardından da alınan kök hücre yeniden hastaya enjekte ediliyor. Böylece hastanın bağışıklık sistemi yeniden oluşturuluyor. Hasta, 20 gün hastanede kalıyor, sonra tamamen özgür oluyor. Tedavinin önümüzdeki süreçte çok daha etkili olacağına inanıyorum. Dünyanın dört bir tarafından gelen hasta var. Onların iyiye gittiğini görmek, umut verici. İlaç ve kortizon kullanmak zorunda kalan birçok hastam iyileşti. Amerika, Paris ve Brezilya’da çalışmalarımız devam ediyor.”

“TEDAVİDE MORAL ÇOK ÖNEMLİ, HER ŞEY HASTAYA BAĞLI”

Prof. Dr. Burt, tedavinin, araştırmalar karşılığında yapıldığını vurgulayarak, “Tedavi, şimdilik ücretsiz, yani gönüllü olmak yeterli, tabii tedaviye uygun hasta tipine uymak şartıyla. Bu şartlar nedir? MS hastası, sürekli atak geçiriyorsa, sinir sistemi çökmüş ve tekerlekli sandalyeye mahkum kaldıysa kök hücre tedavisini uyguluyoruz” dedi.

MS’te çeşitli ilaçlar ve tedaviler uygulandığını, ancak bu yöntemlerin sadece hastalığın belirtilerini azalttığını, ama eskiye doğru çeviremediğini dile getiren Burt, ayrıca bu ilaçların ömür boyu alınması gerektiğini söyledi.

Porf. Dr. Burt, ilaçların alınmasının engellilik halini yavaşlatsa da ortadan kaldırmadığını, kök hücre tedavisinin ise hastalığı yok ettiğini, yani hastayı iyileştirdiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bazı hastalarımızda tedavi uygulanmasının üzerinden 6-7 yıllık bir süre geçti, herhangi bir lezyon oluşumu yok. MR’larına bakıldığında temiz olduğunu görüyoruz. Hastaların yüzde 30′unda hastalığın tekrarı gözlemlenirken, yüzde 70′nde görülmüyor. MS’te kime yardım edebileceğimizi biliyoruz. MS hastalarının yüzde 90′ı hafif nöbetleri olan hastalardır. Yüzde 10′u ise ilerleyici olan hastalardır. Bu yüzde 90 içerisine giren grupta kök hücre uygulaması yapmıyoruz. Çünkü onlar, nöbetlere rağmen normal yaşantılarını sürdürüyorlar. Bu grup içerisinde belirli bir hasta ise daha sonra ilerleyici aşamaya geçiyor, hastalığı kötüleşiyor. İşte biz o aşamada kök hücre tedavisi yapıyoruz.”

Por. Dr. Burt, MS’te erken tanı ve tedavinin önemli bir faktör olduğunu belirterek, moralin de çok büyük önem taşıdığını, her şeyin hastaya bağlı olduğunu söyledi.

TEKERLEKLİ SANDALYEDEN SONRA TEKRAR YÜRÜYEN, BASKETBOL OYNAYAN HASTALAR VAR

MS hastalarının geleceklerini bilememenin verdiği stresle büyük bir depresyon içinde olduklarını vurgulayan Burt, “Başka bir hastam, 20′li yaşlarda MS’e yakalanmış, 3 yılık bir tedavi gördükten sonra 23 yaşında tamamen eski haline döndü. Bir başka hasta, çok zor adım atarken koşmaya başladı. Tedaviye genç yaşta başlanması, yani 35 yaş ve altı daha iyi. Amerika’da 10 bin kişiden birinde MS görülüyor. Kadın erkek arasında eşit görülen bir hastalık ve genetik değil” diye konuştu.

Standart tedaviyle, kendi uyguladıkları kök hücre naklini karşılaştırmalı olarak incelediklerini belirten Burt, kök hücre tedavisinden sonra hastanın kötüleşmeyeceğini bilmesinin, stresi ve depresyonu otomatik olarak yok ettiğini kaydetti.

Prof Dr. Burt, tedavinin doğru hastaya uygulandığı zaman çok anlamlı derecede yaşam kalitesini arttırdığına dikkati çekerek, kök hücre konusunda araştırmaların devam ettiğini, yakın zamanda daha da iyi sonuçlar elde edilebileceğini ifade etti.

“MS HASTALARININ ÜÇTE İKİSİ 20-40 YAŞ ARASINDA”

Prof. Dr. Burt, MS’e yakalanma riskinin yaşlandıkça azaldığını belirterek, “Hastaların üçte ikisi 20-40 yaş arasında iken üçte biri 40 yaş üstü ya da 20 yaş altındadır. 55 yaşın üzerinde risk belirgin olarak azalmaktadır”dedi.

MS’in kişiden kişiye değişken belirti ve bulgularla başladığına dikkati çeken Burt, belirtilerin hastalığın başlangıç döneminde kendiliğinden düzelebilmesinin hastaların hekime başvurması ve tanı almasını geciktirebildiğini söyledi.

Por Dr. Burt, hastalarda gövde, yüz, kol ve bacaklarda uyuşukluk, karıncalanma, güçsüzlük, baş dönmesi, dengesizlik, beceriksizlik, idrar kaçırma ya da idrar yapamama, bellek sorunları, cinsel işlev, konuşma, görme ve uyku bozuklukları gibi durumların gözlendiğini belirterek, “MS’de, yorgunluk, halsizlik, uyuşmalar, elektriklenmeler gibi belirtiler gün içerisinde aralıklarla olabileceği gibi günlerce, haftalarca da sürebilmektedir. Belirti ve bulguların 24 saatten uzun sürdüğü dönemler ‘atak dönemi’ olarak tanımlanır. Hastalığın her kişide farklı şekillerde ortaya çıkması, seyrinin ya da tedaviye yanıtların kişiden kişiye farklılıklar göstermesi MS’in çok farklı yüzünün olmasındandır. MS’in tanısında hastada ortaya çıkan belirtileri çok iyi tespit etmek gerekir bu nedenle beyin ve omuriliğin MR görüntülemeyle değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Kimi olgularda kesin tanı için beyin omurilik sıvısının incelenmesi, kan testleri ve elektrofizyolojik çalışmalar gerekebilir” diye konuştu.

Türkiye’de de kök hücre tedavi protokolünün uygulanabilirliği konusunda iş birliği yapacaklarını belirten Burt, “Belki bir yıl boyunca genç Türk doktorlar gelip, bizimle kalabilir ve hastaları değerlendirebilir. Örneğin Singapurlu bir hekim bir yıl bizimle çalıştı ardından ülkesine dönerek, benzer çalışmalar yaptı” dedi.

Hürriyet

Arananlar:

  • Donmuş Defne Tarak mail