Erkeklerde Varikosel Hastalığı Nedir

İşte babalık duygusunu hissetmenin engeli!

Bebek sahibi olamayan çiftler için ilk olarak akıllara kadın fizyolojisindeki sorunlar geliyor. Ancak erkek kısırlığının en önemli nedenlerinden biri ‘varikosel’, pek çok erkeğin baba olma hayallerine gölge düşürüyor

Memorial Ataşehir Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Egemen Avcı, erkeklerin korkulu rüyası olarak kabul edilen varikosel ve tedavisi hakkında bilgi verdi:

“Varikosel, yumurtadaki kirli kanı toplayan damarların genişlemesi hastalığı. Çocuğu olmayan ve bu nedenle doktora başvuran her dört erkeğin birinde varikosel saptanıyor.

Testisler sağlıklı sperm üretebilmek için ‘skrotum’ denilen ve vücudun dışına yerleşmiş torbaların içinde olmalı. Böylece vücut ısısından etkilenmiyorlar. Varikoselde testiküler ısının arttığı düşünülüyor. Tanısı üroloji uzmanının yapacağı muayeneyle konuluyor. Hasta çok kilolu, testisi yukarıda ve skrotum az gelişmişse USG adı verilen film çekiliyor.

Tedavi, yapılacak testlerin sonucuna göre belirleniyor. Hasta ergenlik dönemindeyse ameliyat öneriliyor. Operasyon sonrası sperm kalitesi yüzde 70 artıyor Ameliyat öncesi sperm kalitesinde bozukluğu ispat etmek adına hastaya en az iki defa ‘spermiogram’ yaptırması önerilir. Eğer spermin yapısında bir bozukluk saptanmışsa, hormonal veya genetik başka bir hastalık düşünülmüyorsa hastaya operasyon öneriliyor. Operasyon sonrası sperm kalitesindeki artış yüzde 60-70 civarında oluyor.

Bunun gebeliğe yansıması, yüzde 40-50 arasında değişiyor. Varikoselin erkeklerde tanısı ve tedavisi kolay bir hastalık olduğu söylenebilir. Testisinde ağrı olan, çocuk sahibi olmak isteyen hastaların ve testisinde küçülme fark eden adelosanların (çocuklukla erişkinlik arasındaki dönem) bir üroloji uzmanına başvurmaları uygun olur.

Doktorunuzdan öneriler Ağrı nedeniyle başvuran varikosel hastalarına testisi aşan külot giymesi, ağrı kesici kullanması ve ayakta uzun süre kalmaması gibi önerilerde bulunuyor. Buna rağmen şikayetler geçmiyorsa cerrahi yönteme başvurulabiliyor

Çölyak Hastalığı Ve Diyeti

Çölyak hastalığını son yıllarda çok sık duymaya başladık. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan, gıda sanayinde kıvam verici olarak kullanılan “gluten” maddesi bazı kişilerde çölyak hastalığına neden oluyor. İlacı yok; tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz bir diyet uygulamak. Hastalık, küçük çocuklarda kilo almama, boy uzamasında yavaşlama gibi belirtiler gösterirken, yetişkinlerde de yaşam kalitesini düşürüyor. Tıbbi çalışmalar, çölyak hastalığının her 100 kişiden birinde göründüğünü ortaya koyuyor. 70 milyonluk Türkiye’de, hastalığından habersiz 700 bin civarında çölyaklı olduğu tahmin ediliyor. Hastalığa erken tanı koyarak ve glutensiz diyetlerle beslenerek normal bir yaşam sürmek mümkün. Aksi takdirde çölyak hastalığı, lenfoma, mide-bağırsak ve meme kanserleri başta olmak üzere böbrek ve kalp hastalıklarına neden olabiliyor.
Kimlerde görülüyor?

Çölyak hastalığı, kişide herhangi bir zamanda birden belirti verebiliyor. Ancak genellikle çocuklukta ortaya çıkan çölyak, 9 ay -3 yaş aralığında beliriyor. Yetişkinlerde ise bazen ameliyat, hamilelik, viral eneksiyon ya da şiddetli duygusal stresten sonra tetiklenebiliyor.
Erken teşhis önemli

Teşhisi en zor olan hastalıklardan biri çölyak. Hastalığın belirtileri diğer hastalıkların belirtileriyle aynı olabiliyor. Kesin tanı için özel kan tahlilleri ve deneyimli bir gastroenterolog tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalı. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanlar, şikayeti olmasa da gerekli kontrolleri yaptırmalı.
Finlandiya’da geliştirilen ve bir süredir tüm Avrupa’da uygulanan Avrupa Birliği onaylı çölyak tespit testi de hastalığın teşhisi ile ilgili önemli bir gelişme. Test bir damla kanla beş dakika içerisinde sonuç veriyor. Eczanelerde satılan test, aynı zamanda çölyak hastalarının glutensiz diyetlerinin takibi amacıylada kullanılıyor.
Çölyak hastalığının belirtileri

* Şişkinlik, gaz, karın ağrısı,
* Tekrarlanan ishal,
* Kabızlık,
* Çocuklarda büyüme geriliği,
* Vitamin, demir eksikliği,
*Ciltte kaşıntı döküntü.

Tek tedavi yöntemi glutensiz diyet

Tanı konulduktan sonraki aşamada uyulması gereken tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamak. Diyet uygulanmaya başlandıktan kısa bir süre sora villuslar hiç zarar görmemiş gibi çalışmaya devam ediyor ve şikayetler ortadan kalkıyor. Bu nedenle glutenli gıdaları kesinlikle tüketmemek gerekiyor.

Ms Hastalığı Tedavi Edilebiliyor

Bugün Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir habere göre Multiple Skleroz (MS) hastalarını büyük bir müjde bekliyor.

MS hastalığında yüzde 70 iyileşme sağlandı

Dünyada ilk kez Multiple Skleroz (MS) gibi otoimmun hastalıkların kemik iliği kaynaklı kök hücrelerle tedavi edilebileceğini kanıtlayan Chicago Northwestern Üniversitesinden , “Hastalar, tedaviden sonra, hiçbir ilaca ya da desteğe gereksinim duymuyor, sağlıklı bir insan gibi yaşıyor” dedi.

Sapanca’da düzenlenen 1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi’ne katılan Prof Dr. Burt, MS’in kök hücre uygulamasıyla tedavisindeki son çalışmaları hakkında bilgi verdi. Burt,MS’in, otoimmun hastalık olarak adlandırıldığını, hastanın kendi bağışıklık sistemine ait hücrelerin, bilinmeyen bir nedenle kişinin kendi hücrelerine saldırdığını söyledi.

Prof. Dr. Burt, kök hücre uygulaması konusunda 10 yıldır çalıştığını, hastalığı kök hücreleriyle tedavi edilebilmek için önce hayvanlarda daha sonra da birçok hastada bunu denediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bugüne kadar felçli durumdaki 200′den fazla MS hastası, kök hücre yöntemiyle tedavi edildi. Hastalar, tedaviden sonra, hiçbir ilaca ya da desteğe gereksinim duymuyor, sağlıklı bir insan gibi yaşıyor. Tedavide yüzde 60-70 gibi bir başarı sağladık. Yaptığımız iş, bilgisayarı resetlemek gibi bir şey. Önce hastanın kemik iliğinden kök hücre alınıyor, sonra bağışıklık sistemi tamamen yok ediliyor. Ardından da alınan kök hücre yeniden hastaya enjekte ediliyor. Böylece hastanın bağışıklık sistemi yeniden oluşturuluyor. Hasta, 20 gün hastanede kalıyor, sonra tamamen özgür oluyor. Tedavinin önümüzdeki süreçte çok daha etkili olacağına inanıyorum. Dünyanın dört bir tarafından gelen hasta var. Onların iyiye gittiğini görmek, umut verici. İlaç ve kortizon kullanmak zorunda kalan birçok hastam iyileşti. Amerika, Paris ve Brezilya’da çalışmalarımız devam ediyor.”

“TEDAVİDE MORAL ÇOK ÖNEMLİ, HER ŞEY HASTAYA BAĞLI”

Prof. Dr. Burt, tedavinin, araştırmalar karşılığında yapıldığını vurgulayarak, “Tedavi, şimdilik ücretsiz, yani gönüllü olmak yeterli, tabii tedaviye uygun hasta tipine uymak şartıyla. Bu şartlar nedir? MS hastası, sürekli atak geçiriyorsa, sinir sistemi çökmüş ve tekerlekli sandalyeye mahkum kaldıysa kök hücre tedavisini uyguluyoruz” dedi.

MS’te çeşitli ilaçlar ve tedaviler uygulandığını, ancak bu yöntemlerin sadece hastalığın belirtilerini azalttığını, ama eskiye doğru çeviremediğini dile getiren Burt, ayrıca bu ilaçların ömür boyu alınması gerektiğini söyledi.

Porf. Dr. Burt, ilaçların alınmasının engellilik halini yavaşlatsa da ortadan kaldırmadığını, kök hücre tedavisinin ise hastalığı yok ettiğini, yani hastayı iyileştirdiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bazı hastalarımızda tedavi uygulanmasının üzerinden 6-7 yıllık bir süre geçti, herhangi bir lezyon oluşumu yok. MR’larına bakıldığında temiz olduğunu görüyoruz. Hastaların yüzde 30′unda hastalığın tekrarı gözlemlenirken, yüzde 70′nde görülmüyor. MS’te kime yardım edebileceğimizi biliyoruz. MS hastalarının yüzde 90′ı hafif nöbetleri olan hastalardır. Yüzde 10′u ise ilerleyici olan hastalardır. Bu yüzde 90 içerisine giren grupta kök hücre uygulaması yapmıyoruz. Çünkü onlar, nöbetlere rağmen normal yaşantılarını sürdürüyorlar. Bu grup içerisinde belirli bir hasta ise daha sonra ilerleyici aşamaya geçiyor, hastalığı kötüleşiyor. İşte biz o aşamada kök hücre tedavisi yapıyoruz.”

Por. Dr. Burt, MS’te erken tanı ve tedavinin önemli bir faktör olduğunu belirterek, moralin de çok büyük önem taşıdığını, her şeyin hastaya bağlı olduğunu söyledi.

TEKERLEKLİ SANDALYEDEN SONRA TEKRAR YÜRÜYEN, BASKETBOL OYNAYAN HASTALAR VAR

MS hastalarının geleceklerini bilememenin verdiği stresle büyük bir depresyon içinde olduklarını vurgulayan Burt, “Başka bir hastam, 20′li yaşlarda MS’e yakalanmış, 3 yılık bir tedavi gördükten sonra 23 yaşında tamamen eski haline döndü. Bir başka hasta, çok zor adım atarken koşmaya başladı. Tedaviye genç yaşta başlanması, yani 35 yaş ve altı daha iyi. Amerika’da 10 bin kişiden birinde MS görülüyor. Kadın erkek arasında eşit görülen bir hastalık ve genetik değil” diye konuştu.

Standart tedaviyle, kendi uyguladıkları kök hücre naklini karşılaştırmalı olarak incelediklerini belirten Burt, kök hücre tedavisinden sonra hastanın kötüleşmeyeceğini bilmesinin, stresi ve depresyonu otomatik olarak yok ettiğini kaydetti.

Prof Dr. Burt, tedavinin doğru hastaya uygulandığı zaman çok anlamlı derecede yaşam kalitesini arttırdığına dikkati çekerek, kök hücre konusunda araştırmaların devam ettiğini, yakın zamanda daha da iyi sonuçlar elde edilebileceğini ifade etti.

“MS HASTALARININ ÜÇTE İKİSİ 20-40 YAŞ ARASINDA”

Prof. Dr. Burt, MS’e yakalanma riskinin yaşlandıkça azaldığını belirterek, “Hastaların üçte ikisi 20-40 yaş arasında iken üçte biri 40 yaş üstü ya da 20 yaş altındadır. 55 yaşın üzerinde risk belirgin olarak azalmaktadır”dedi.

MS’in kişiden kişiye değişken belirti ve bulgularla başladığına dikkati çeken Burt, belirtilerin hastalığın başlangıç döneminde kendiliğinden düzelebilmesinin hastaların hekime başvurması ve tanı almasını geciktirebildiğini söyledi.

Por Dr. Burt, hastalarda gövde, yüz, kol ve bacaklarda uyuşukluk, karıncalanma, güçsüzlük, baş dönmesi, dengesizlik, beceriksizlik, idrar kaçırma ya da idrar yapamama, bellek sorunları, cinsel işlev, konuşma, görme ve uyku bozuklukları gibi durumların gözlendiğini belirterek, “MS’de, yorgunluk, halsizlik, uyuşmalar, elektriklenmeler gibi belirtiler gün içerisinde aralıklarla olabileceği gibi günlerce, haftalarca da sürebilmektedir. Belirti ve bulguların 24 saatten uzun sürdüğü dönemler ‘atak dönemi’ olarak tanımlanır. Hastalığın her kişide farklı şekillerde ortaya çıkması, seyrinin ya da tedaviye yanıtların kişiden kişiye farklılıklar göstermesi MS’in çok farklı yüzünün olmasındandır. MS’in tanısında hastada ortaya çıkan belirtileri çok iyi tespit etmek gerekir bu nedenle beyin ve omuriliğin MR görüntülemeyle değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Kimi olgularda kesin tanı için beyin omurilik sıvısının incelenmesi, kan testleri ve elektrofizyolojik çalışmalar gerekebilir” diye konuştu.

Türkiye’de de kök hücre tedavi protokolünün uygulanabilirliği konusunda iş birliği yapacaklarını belirten Burt, “Belki bir yıl boyunca genç Türk doktorlar gelip, bizimle kalabilir ve hastaları değerlendirebilir. Örneğin Singapurlu bir hekim bir yıl bizimle çalıştı ardından ülkesine dönerek, benzer çalışmalar yaptı” dedi.

Hürriyet

Açlık Hastalığı

Uzun süre yetersiz ve kötü beslenme sonucu ortaya çıkan hastalık.

İki evreye ayrılır. Birincisinde yağ, kas, bağ ve destek dokularının eksilmesi sonucu vücut kütlesinde azalma olur. Deri ince, kuru, esnekliğini yitirmiş ve sarımsı kahverengidir. İkinci evrede ise yaygın ya da yüz ve ayaklarda ödem görülür. Bu evreye giren hastalık, zamanında ve uygun önlemler alınarak iyileştirilebilir. Ama her zaman tam bir iyileşme sağlanamaz. Hastalar bu durumu atlatsalar bile verem, bakterilere bağlı kalp zarı iltihabı gibi hastalıklara daha kolay yakalanırlar. Daha sonra karaciğer sirozu da ortaya çıkabilir.